ebemgari

ayran içip ayrı düştüğüm insan. güzel insan.
çatlak sesli primadonna.
elma dersem çıksın istediğim yazar insan.
armut desem de çıksın.
çıksın n'olur! *

trafik teroru

trafik adındaki şahsın yaptığı terör.
sonuçları ölüm ya da sakatlanma ile beraber maddi zarardır.
bu terörün sebebi herhangi bir kursta doğru düzgün trafik eğitimi almadan sadece teorik sorulara cevap verip sürücü ehliyeti alan kişilerin çok ama çok olması değildir.
rüşvet yiyen polis memuru hiç değildir.
yapıldığının ikinci günü çukurdan geçilmeyen yollar, yol ihaleleri, hırsız müteahhitler,o hırsız müteahhitlerin hırsız siyasi hamileri hiç hiç değildir.
kısacası trafik denen itin yaptığı it oğlu itliktir.

plebisit

şahane kübizm tanımları yumurtlamama sebep olmuş moder sazan.
küp küp altın sevenlerin sevdiği sanat akımıymış. elektrik akımı gibi dokunanı çarparmış. ben, şahsen, kendim picasso'nun yalancısıyım.
yine bir rivayete göre kübizm, patatesleri küp küp doğrayıp tepsiye dizen, sonra da bunları mikrodalga fırına atan bünyelerin başlattığı bir şeymiş.
şeymiş. ne olduğunu henüz kimse bilmiyormuş.
bu akımı en çok kübalılar severmiş bir de.

hepimiz turkuz

tamamı türklerden oluşan bir kitlenin söylemesinde beis olmayan söz öbeği. "hepimiz ermeniyiz" sloganına alternatif olarak üretilmiştir gerçi ama bu konumuzun dışında bir yerlerde çay demlemekle meşgul.
cevaben, "hepiniz türksünüz" denilirse adı geçen kitle teskin olmayacaktır.
çünkü...
çünkü bu kitle senin de türk olmanı istemektedir. bir nevi teslim bayrağı çekerek "türküm" demeni bekler. sanki sen türk olmazsan türklükleri tamama ermeyecekmiş gibi marazi bir ruh hali içinde debelenmektedirler.
kendi tükrlüklerinden şüpheleri olduğu için sizin ona benzeşmeniz onu yatıştırır.
onun için rica edeceğim bu milliyetçi bünyeler için hepiniz türk olun, ölümü görün bak!
ben mi?
beni olduramadılar. kısmet değilmiş.
kader işte!

ne mutlu kurdum diyene

eskilerin bir sözü vardır, "eğri çubuğun gölgesi de eğridir" diye. gerçi bana kalsa o eğri çubuğun gölgesinin dümdüz olması muhtemeldir de mevzu o değil. zamanında hakir görülen bir halkı değerli olduğuna inandırmak için söylenen bir söz bir trajediye yol açıyor. bunu hep musa'nın mısır'da imanı gevretilen ve yok olmayla yüzyüze kalan ibranileri ayağa kaldırmak için söylediği söze benzetirim: "seni kendime kavim olarak seçtim."
tanrının işine akıl sır erdirmek mümkün olmadığı için bu meselenin üzerinde çokça durmamak taraftarıyım. yani kendi rabbini bırakıp hathor'a apis'e tapan ve kendini unutmasına ramak kalmış bir halk neden tanrının seçilmiş halkı olur, bilmem?
yani benim gibi dağların şeytanı denilen bir halkın torunu ne gibi bir suç işlemiş ki seçilmiş kavim olmuyor benim kendini unutmamaya direnen kavmim?
eskimolar niye seçilmiş değil?
şeytan bir kere adamın kafasını bulandırmayı versin, böyle sorular bitmez.
aynı şeytan aynı mantıkla yine sorular sordurur: bir halk kendisini kendisi olarak onayladığında mutlu olur, olmalıdır.
türk, "ben türküm" dediğinde mutlu olmalıdır. aksini söylerse mutsuz olur, bunu tartışmam.
ama kişi türk olsun olmasın "türküm" dediğinde mutlu olmaz. kendini inkar eder.
"türküm" deme hakkı ve lüksü sadece ve yalnızca türke aittir.
bu lafı başkası söyleyemez, söylerse küfredilir, adam yerine konulmaz.
siz türk olmayana,her ne şekilde olursa olsun, "türküm" dedirtmeye çalışırsanız çirkinleşir, çirkinleştirirsiniz.
bu çirkinliğe karşı şu söylenmeli;
"sen türklüğün ile mutlu mesut yaşa ama bana bulaşma, ben almayayım."
neden alayım ki hem?
benim oğlum, torunum benim adımla büyüsün. piç değil ki senin adınla büyüsün, değil mi benim yüce kardeşim.
sıra geldi ne mutlu kürde?
yıllarca kendini inkar etmen için renk renk, biçim biçim sana sunulan bir küfür, bir haramzadelik kasesinden içmek seni paklar mı?
kendini kendin olarak kabul etmek için kötü bir taklitçilikten daha kötüsü mü var?
ben kürdüm, bundan gurur ve mutluluk duyuyorum. türk olsaydım, yine türk olmaktan gurur ve mutluluk duyardım. neticede benim onu seçmek gibi bir şansım yok. kurtulamıyorum, bari zevk alayım, değil mi?
yoksa son tahlilde ikisinin de pek matah şeyler olmadığını biliyorum. gözümle gördüğüm çirkin güruh zulu ya da fransız değil, ya türk, ya kürt, ya laz, ya arap, ya çerkes, ya ya ya...
aman işte ne menem şeyler olduğumuzu hepimiz biliyoruz.
birbirimize propaganda mı yapalım yani.
hasılı kelam, ne mutlu türkler, kürtler benden uzak dursun kardeşim. ikisi de aynı kafanın insanı. onlar mutlu bahtiyar olsunlar dedikleriyle. ama bir zahmet benden ırak olsunlar. midem kaldırmıyor.

mehmetcik

üniformanın tektipleştirdiği yüzbinlerce insanın ortak adı.
sayısı milyonu bulan bir insan kütlesine tek bir isim verildiğinde onların gerçek isimleri, hikayeleri, kimlikleri, kendileri silinir, yok sayılır.
bir erkeğin psikolojik olarak hadım edilmesi için her türklü yöntemin sistematik olarak kullanıldığı bir çarkın öğüttüğü maddedir.
kore'de adı lee, abd'de joe, türkiye de mehmetçiktir.
milliyeti, memleketi önemli değildir.
aslolan işlevidir ve o işlevini yerine getirmeye mecbur ve memurdur.
öyle olmasa da o hale getirilir.
"kaos projesi üyelerinin ölüce bir ismi olur"
mehmetçik de ölünce isim almaya hak kazanır.
tuhaftır ama ondan önce onun bir ismi olduğu kimsenin aklına gelmez.
üzüm salkımındaki herhangi bir üzümdür o, öyle görülür.
ezilir bütün salkımla beraber.
şırası olur bunun, pestili, pekmezi.
ölürse şarap olur. o zaman kıymetli olur.
şarabı herkes takdir eder de üzümü soran olmaz.
böyle bir şeydir işte.

bazen eğitim zaiyatıdır. o zaman utançla anılır.
bir zaiyat ne kadar önemli olabilir ki?
bir nesne ne kadar önemli olabilir?
bir yoksul ne kadar?
bir köylü?
bir işçi?
bir cahil?
binlerce ahmet, yüzlerce hakan, onlarca sadık, milyonlarca mustafa, servet, vahdet, niyazi, abdurrahman, derviş, ali, mülazım?
hiç !

meydan sozluk yazarlarinin siirleri

işte burada durdum
denizin berisinde
uykulu, esrik
burada
sarıya çaldı güneş
güle değdi ten
ciğerlerimi deştim
kendi kanımı içtim
burada
ayak diredim
burada güldüm
kanlı gömlekler giydim
serin ikindilere çay demledim
dirildim
sonra sonra
öğrendim
adımın anlamını
öğrendim ve yitirdim
yeşilin rahmetini
burada dişim çürüdü
burada kalbim
burada ömrümü yedim
burada bittim

dedi
ihtiyar adam...

ask acidir

<bkz: mutlu aşk yoktur>

sosyalist ask sozleri

"seni sevmek,
felsefedir, kusursuz.
imandır, korkunç sabırlı."

<bkz: ahmet arif>

sarji biten telefon

marshmallowu biten etiput'tan daha kötü sonuçlara yol açması muhtemeldir, hele de gerilim filmi kahramanıysanız.
normal bir hayat yaşıyorsanız, bazen kafanızı dinlemenize vesile olur.

profiterol

prof olmuş bizim it erol'un dünyaya kazandırdığı tatlı.

tayyip erdogan in almanya daki universitelerde turkce egitim istemesi

başbakanın türkiye'deki kürtlerin kürtçe eğitim talebini, başkaları da ister diye geri çevirmişti. almanlar da benzer kaygılarla geri çeviremez miydi, kendisi bunu öngöremez miydi?
kendi vatandaşına en doğal hakkını vermezken, almanya'dan bunu istemesi gayrı ahlaki değil miydi?
tüm sorulara ve fazlasına kısaca "evet" deyip geçelim ve meselenin özünü anlayalım. türkiye cumhuriyeti devleti'nin çok sevgili yöneticileri kürtleri "adam" sınıfına dahil etmiyorlar, onları site devletlerindeki köleler gibi görüyorlar, bu yüzden onların en tabii haklarını vermiyor, taleplerini sudan gerekçelerle geçiştiriyorlar.
almanya ya da başka bir yerdeki türk nüfusunun türkçe eğitim görmesi en doğal haklarıdır, bu red edilemez, sadece nasıl ve hangi koşullarda verileceği tartışılabilir. yani okuldaki tüm eğitimin türkçe olması mı, yoksa almancayla beraber mi verileceği konuşulabilir ve karar verilir.
bu noktada her hangi bir sorun olmamalı, kesinlikle.
ama biraz insaflı ve adil olmak adına başbakanın kendi vatandaşına anadilde eğitim hakkı vermesi gerekmez mi?
kaldı ki başbakan kendi ülkesinde eğitim hakkını verme yetkisine sahiptir.
bu hakkı neden vermez?
neden, allah aşkına?
oradaki türk nüfusunun asimile olmasını, almanlaşmasını kimse istemez.
olmasınlar. kendileri olarak kalsınlar, kendi dilleri ve kültürleriyle.
peki buradaki vtandaş ne olacaktır?
o asimile mi olsun.
almanya'daki türk kökenli vatandaşın asimile olmaması için özdilini yani türkçeyi kullanması gerekir. bunun en önemli şartı türkçe eğitimdir.
peki ya türkiye'deki kürt ne yapmalı.
aynı sorunlar onun için de geçerli değil mi?
kesinlikle geçerli.
ez cümle; başbakan ne yapmalı?
almanya'da türkçe eğitim isterken, ilk önce kendisi türkiye'de kürtçe eğitimin önünü açmalıdır.
açmazsa bile bir açıklama yapmalı. neden orada isteyip de burada kendi vatandaşına vermediğine dair.
açıklama doyurucu olmazsa insanların kafasındaki sorular çoğalacak ve adalet duygularını yitirecektir.
saygı duyulmadıkları bir yönetime saygı duymayacaklardır.
bu olursa eleştiriler gelişebilir ama ilk eleştiri başbakana ve onun zihniyetine yönelik olacaktır.

bir samimiyet olcusu olarak merhaba

biliçli olarak farkında olunmasa da "sevgi", "muhabbet" belirtir merhaba.
kişi karşısındakine söylerken sevgisini sunuyordur aslında ve muhattap da buna karşılık verir çoğunlukla.
biri sevilse de sevilmese de "merhaba" denildiğinde bir samimiyet vardır.
bu yüzden merhaba en güzel kelimelerden biridir.

semdinli davasi

genelkurmay başkanının "tsk suç örgütü değildir" demesine vesile olmuş davalardan biri.
kimse "tsk bir suç örgütüdür" dememişti ki, neden buna gerek duydu?
belki kendisi açıkça bu davadan yargılananların suçları sabitken ve buna rağmen serbest bırakılmalarına vesile olmuşken...
ne demişti?
"tanırım iyi çocuktur" mu?

baba kalihora

orjinalini bulduğum için kalihora'nın pabucunun dama atılmasına vesile olmuş değerli yazar.
şu mübarek cumartesi günü beni çalıştıran pat-ron'umun yedi ceddine yasin indirirken hınzır hınzır gülümsetmiştir.
evet, bunu yapmıştrı; itiraf ediyorum.
hoş gelmiş sefalar getirmiştir.

kısaca:
<bkz: en baba kalihora>

kalihora için özel not: hadi canım, hadi canım!

mustafa kemal ataturk

türklerin bismarck'ı.
koca bir pastanın sadece bir dilimini kurtarmaya öncülük ettiği için kimileri tarafından kızılan, kimileri tarafından tapılan fani.
günahları ve sevaplarıyla bir insan.

<bkz: insan>

somun ekmegi

kendisine zamanında çok değer atfedilmiş bir ekmek çeşidi.
ömrü boyunca kara buğday ekmeğine talim eden çocukların rüyalarına girmişliği bile vardır.
bir kere bu ekmeğin unu bembeyazdır, topbaş falan değil, kırmızı hiç değil. beyaz, köpük gibi, kar gibi.
hem öyle lastik çiğnemiyorsun.
çıtık çıtık ekmeği, içindeki pamuğu...
lavaş ekmeğin arasına koyup yediği rivayet edilenlerle dalga geçilir. ama o somunu, o sanki cennetten gelen kudret helvasını lavaşın arasına koyup yememek de namümkün.
kıymetli çünkü.
bir düşün simgesi o ekmek.
bir özlem,
bir arzu,
şehre duyulan...
güzel elbiseler demek bu ekmek,
dondurma, yeni papuçlar, berberde traş edilmiş saçlar, berberin usturasıyla pürüzsüz ve apak parlayan bir ense,
sonra mağazadan alınmış simsiyah bir okul önlüğü demek, annenin diktiği iptidai kara önlük değil,
ıslanınca tersine çevrilen örgü pantolon değil bak, böyle yürüyünce gıcır gıcır yapan mavi kot bir pantolon demek.
basit, kolay şeyler ama bir çocuğun olmak istediği, en azında o çocuk çağında yaşamak istediği bir hayat demek bu tanesi yirmişbeş liraya satılan ekmek...
arasına yeşil soğan koyup kendini özel hissetmek demek.
öyle ekmek deyip geçilen şehirli nimet köylü zihninde yeni bir yaşam tarzı, sınıf atlamak demek...

semdinli davasi

kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkla olayın failleri suç üstü yakalanmış olmasına rağmen, bunlar olmamış, kitapçıya bomba atan adam, ona gözcülük edenler, savcı olay yerini incelerken oradaki kalabalığı tarayan asker, jitemcilerin arabasının bagajında bombalar yakalanmamış gibi davranmak, hukuk dışılığı meşru göstermek, devletin kendi hukukunu katletmesini görmezden gelmek gibi akla zarar davranışları kanıksatan dava.
skandal üstüne skandal ortaya çıkmış ve buna rağmen vatandaştan hukuka, devletin nizamına saygı göstermesini istemek ne kadar yerini bulur?
devlet vatavdaşının hukuka, yasalara güvenmesini nasıl isteyebilir?
kendi ilkelerini kendi elleriyle yerle bir eden bir organizasyon ne kadar meşrudur?
bütün bu soruları sordurmuştur şemdinli davası.
yazık edilmiş ve devlet, esasında, kendi görevlileri eliyle zarara uğratılmıştır.
vatandaşın adalet duygusu çok ağır bir biçimde yaralanmıştır.
devlet yasalar ile ayakta kalır. bunu anlamayan devlet görevlileri, yöneticiler acaba devleti yıktıklarının farkında değiller midir?
olmamalılar ki, yasaların uygulanmasına engel oluyorlar.
mesele şemdinli'deki kitapçı değildir, mesele tüm tc vatandaşlarıdır.
bu dava herkesi ilgilendiriyor. bu bakımdan unutulmaması, unutturulmaması gerekir.
gerçek vatanseverlik tam olarak budur.
belki bombalanan kitapçı daha önce pkk üyesi olduğundan dolayı cezaevinde yatmış olduğu için yapılanı mazur görenler vardır.
ne belkisi, var böyleleri.
öyle ise hatırlatmak gerekir;
adam örgüt üyesi olduğu için mahkeme tarafından yargılanmış ve mahkum edilmiştir. adam da, yani seferi yılmaz'ın cezası infaz edilmiştir.
cezasını çekmiş bir adamı tekrar cezalandırmanın mantığı nedir?
eğer bu ceza az bulunmuşsa, ceza yasasının ilgili maddesi değiştirilip, ceza arttırılır.
şayet cezası indaz edildikten sonra aynı kişi yasalarca yasaklanan benzer veya başka bir eylem içerisine girerse yine mahkemeye sevk edilir, suçu sabit görülürse cezalandırılır.
bu kadar basit.
bu birilerini tatmin etmiyorsa, hukuk gereksiz görüyorlar demektir.
bu durumda hukuka rağmen kendi iradesi ile çeşitli girişimlerde bulunursa, orada yasalar değil orman kanunları var demektir.
ormanda yaşamak isteyenlere gerekli yer tahsis edilebilir ama biz yine de hukukta ısrar etmek durumundayız.
yoksa değil miyiz?

turkiye de yasayan yabancilarin evi kundaklansa olabilecekler

almanya'daki olay açığa çıkarsa, türkiye'nin gösterebileceğinden daha ağır bir tepki gösterilmesi muhtemeldir.
farz edelim ki tepki gelişmedi, bu çok kötü olur, tüm insanlar için olduğu kadar alman ulusu için de. tabi bir de bakmak gerekir orada milyonlarca türk var kaçta kaçı tepki gösterdi, değil mi?
gerçekten ırk saikiyle işlenen bir kundaklama türkiye'de tepki ile karşılanır, öyle de olması gerekir.
ölen kim ise, o olmak bizim insanlığımız olur, bizim namusumuz.
bizde böyle derler, benim namusum!

eğer başkası sırası gelince göstermiyorsa, buna mukabil yapılması gereken nedir?
mesela onlar bok yerse, türkiye'deki insanlar da mı bok yiyecek.
öyle analojiden falan bahsetmiyorum, bildiğimiz boku kastediyorum.
yabancı bok yerse, bizim insanımız da mı bok yiyecek?

kotu yazarlar artik siktirip gitsin

- kötü!
- efendim abi?
- oğlum sen hala burada mısın, s.ktirip gitsene kardeşim!
- ökkeşi bekliyorum abi.